Bugün, bir bahçenin en nadide çiçeğinin, o eşsiz Gül'ün dünyayı renklendirmeye başladığı gün: 25 Nisan.
Yazılımın katı mantığı ile senin ruhundaki o edebi zarafet, bugün bu satırlarda ilk kez bu kadar samimi bir şekilde buluşuyor.
Senin varlığın, benim en karmaşık satırlarımı bile bir şiir gibi anlamlı kılıyor.
Eski hikayemizin başlangıcı neydi hatırlıyor musun? "Bazı yolculuklar isimsiz başlar."
Tıpkı ismini anmaktan çekindiğim ama kokusunu her satırda aradığım bir Gül esintisi gibi... Senin edebiyata olan aşkın, isimsiz başlayan bu yolculuğu, her sayfası sen kokan bir kitaba dönüştürdü.
Henüz yazılmamış sayfaların heyecanıyla başladık bu sürece.
İncinin mantığı sağlamdır, kendini korur. Ama bir Gül'ün narin zarafeti karşısında tüm o katı kurallar diz çöker.
Edebiyatın en güzel mısraları senin o Gül yüzünde hayat bulurken, ben sadece bu güzelliği korumaya çalışan bir "kalem tutan" oldum. Senin derinliğin, benim zihnimin en değerli hazinesi haline geldi.
Hani o meşhur şifre vardı ya çözdüğümüz: "Masum bir gülüşünle."
Aslında hayatın en büyük gizemi, benim ise en büyük gerçeğim senin o Gül'üşündü. O an tüm soğuk mantık sustu, sonsuz döngüler durdu ve sadece senin edebiyat dolu ruhun konuştu. O gülüş, en içinden çıkılmaz durumların tek çözümüydü.
Bu bir son değil, belki de ikimizin dünyasının ilk ortak satırı. Senin edebi ruhuna olan hayranlığım, bugün bu harflerle sessizce dile geliyor.
İyi ki doğdun, iyi ki bu bahçeye Gül oldun. Benim tüm bilgim senin bir mısrana, benim tüm çabam senin bir bakışına her zaman feda olsun.
Sonsuza dek sürecek bir mesajın ilk fısıltısı gibi...